Feedback

Neden Sadece Su Isitiyoruz?

0

Ülke olarak ne kadar çok yeraltı kaynağımız var değil mi? Yerüstü kaynaklarımız da bir o kadar zengin aslında.

Peki gök kubbe zenginliklerimiz ne durumda?

Dünya’da birçok ülke ile boy ölçüşecek seviyede kubbe zenginliğimiz var.

Düzenli rüzgarlarımız ve gün ışığından faydalanma saatlerimizden bahsediyorum.

Türkiye’nin bir çok şehrinde damlar ve çatılar güneş enerjisi sistemleri ile doludur.  Bu sistemlerin tek odaklandığı konu ise hanelere sıcak su göndermekle sınırlı. Ne kadar verimsiz bir kullanım şekli değil mi?

Acaba diyorum bu sistemlerin yerine çok daha verimli güneş panelleri binaların dam ve çatılarına ve uygunsa dış cephelerine kaplansa hem çevresel hem de finansal faktörler açısından faydalı olmaz mı?

Daha önce yazdığım Güneş Paneli Yollar isimli yazıdaki karayolları tarafından gerçekleştirilen enerji üretim konseptinin bu sefer binalara taşınması söz konusu.

Zira, Global Solar isimli firma bu kapsamda çok verimli olduğunu iddia ettikleri bir ürünü yakın zamanda piyasaya sürmüşler. Detaylarına bu linkten ulaşabilirsiniz.

Sonuç itibari ile gün ışığından bu kadar uzun süre ve bu kadar yüksek verimlilik ile faydalanma şansımız varken neden sadece su ısıtalım?

Rüzgar ve güneş enerjisini kullanarak elektrik üretmek 15-20 yıllık bir gelecek içinde hane halkının önemli gelir kaynaklarından biri olabilir.

Bu durumda ülkemizde kurulma aşamasında olan Nükleer elektrik santrallerine olan zorunluluğun da bir nebze önüne geçilebilir düşüncesindeyim.

Günün sonu:

Daha yaşanabilir bir dünyanın yolu doğal enerji kaynaklarından geçecek.

Gidile – Gidilmeye

0

İstanbul’da yaşıyorsanız ve yolunuz İstiklal’e düşerse biraz da zamanınız varsa, ortalama 45 dakika, Borusan Müzik Evi’ne uğrayın.

9 Ekim’e kadar sürecek olan Madde-Işık sergisini ziyaret edin.

5 kata yayılan sergide çok fazla eser yok açıkçası ama var olanlar gerçekten etkileyici.

Ben özellikle 2. Kattaki ses, su ve ışığın kompozisyonu ile ortaya çıkan görüntüden çok etkilendim.

Gidile”si bir sergi.

————————————

Ramazan’da İstanbul’un en civcivli yerlerinin başında Sultan Ahmet Meydanı gelir.

Şu anda bu tarihi meydanda İslam dünyasının yeniliklerini, icatlarını gözler önüne seren bir sergi var.

1001 Inventions (1001 İcat).

Fikir olarak gerçekten çok başarılı ama sergi ve sunum olarak bence tam bir fiyasko.

Giriş için harcadığınız zaman da cabası.

Web sitesinde yer alan videoyu izlemek dahi yeterli olacak düşüncesindeyim.

Kısacacası; “Gidilme”yesi bir etkinlik.

Günün Sonu:

Büyük şehirde yaşamanın motive edici yanlarından biri: “Kültürel Etkinlikler”

Mucizeye layik ol

3

Her yeni doğan gün kendi içinde bir mucize.

Düşünsene yarın sabah güneşin doğmayacağını. Gözlerinin açılmayacağını, açsan dahi hiçbir şey göremeyeceğini düşün.

Ne kadar boş değil mi doğmayan günsüz bir dünya ve içinde sen?

Mucizeye layık olmak zorunda olduğunun farkında mısın?

Peki ya her gününü hakkını vererek yaşamak zorunda olduğunun?

Yarın, öbür gün önceki senlerin gelip sana hesap sorarlarsa, ellerini yakana yapıştırıp “dünlerdeki bugünlerini” neden hakkını vererek yaşamadın derse.
Kendine cevap verebilecek misin be adam?

Etme, yazık etme, haksızlık etme, vicdansızlık etme kendine, bugününe…

Layıkıyla yaşamaya çalış… Bilmiyorsan, öğren.

Son nefeste geriye dönüp baktığında şu cümleyi gönül rahatlığıyla kurabiliyor olman dileğiyle…

“Ey hayat, sen, seni yaşamayı bilenlere layıksın.. Diğerleri seni yaşamıyor, harcıyorlar!!”

Fisilti

0

fısıldıyor sol cenahından göğsümün şeytan.

ne tutarsın bre gafil kendini,
en beteri arkana bakmadan kaçarsın.

hiç mi kırmadın kalp, hiç mi yakmadın can?

ne ince eler sık dokursun,
en olmadı çamura bulanır çıkarsın.

15 Yillik bir yazı bu!

3

O’na öyle bir hayranlığım var ki daha önce kimseye yada herhangi bişeye böyle bir duygu hissetmedim.

O kadar çok değer veriyor ve seviyorum ki belli etmeye çekiniyorum.

İstediği herşeyin elinde olmasını ve bunlarda payımın olmasını istiyorum.

Diğer yandan ise bu duygularımın farkına varmasını istemiyorum.

Benim her zaman yanında olacağımı, sırtını yaslanabileceğini bilmesini istiyorum ama herşeyi kendi başına yapabilecek yetenekleri olduğunun da farkında olmasını istiyorum.

O’na bu kadar yakınken ve bu kadar derin duygular beslerken kendimi dizginlemek zor geliyor!
Ama bu gerekli.

Geçen her günün kazanımı olmasını, gelişmesini, eğlenmesini, öğrenmesini istiyorum.

Bağım çok kuvvetli ve beni kendisine ciddi anlamda çekiyor.

Her gece uyumadan sağlığı, mutluluğu ve varlığı için dua ediyorum.

Kendimi uğrunda feda edebilirim.

Bu yazıyı belki okumayacak ya da okusa da anlamayacak.

Ama eminim günü geldiğinde boynuma sarılıp o “güzel gözlerinden” yaşlar dökülerek  ben de seninle aynı duygulardayım diyecek.

Fakat vaktimiz var daha bunun için. En azından bi 10-15 sene ;)

Günün sonu:

O, mavi bir deniz gibi benim için, hem de masmavi ;)

Adam olacak cocuk (mu?)

0

Geçenlerde canlı müzik olan bir yerdeydim.

Kimi insanlar yemekleriyle ilgileniyorlar, kimileri muhabbet ediyorlardı.

Ancak müzik hareketlenince insanlar deli gibi dans etmek için pisti hınca hınç dolduruyorlardı.

O anda gözüme bi ufaklık çarptı.

O kalabalığın arasında tam bir saat boyunca, muhtemelen 9-10 yaşında olduğunu tahmin ettiğim bir ufaklık gelip sahnenin önünde dikildi.

Tek yaptığı, olup biten her şeyi göz ardı edip, sahnenin dibinde dikilip orkestranın yaptığı her hareketi ezberlercesine izlemekti.

Tutkulu bir şekilde, hipnotize olmuşçasına ve tam bir saat boyunca orkestrayı izledi.

Bu çocuğun gelecekte neyle hayatını kazanacağını, geleceğinde müziğin ne kadar yer alacağını bilmeyi çok istedim o anda.

Çektim bir fotosunu.

Belki yakın zamanda Google insanların yüzlerine göre aramayı yaygınlaştırır da bu veled kendini bu blogda bulur.

Bulunca da bana sorar, hocam sen ne ayaksın da benim fotomu kullanıyorsun diye.

İşte o zaman ben de O’na sorarım senin hayatında müzik nerede diye?:)

Hadi google yap bi güzellik.

Ne onunla nede onsuz!

1

-Aaaaa!

-Hay Allah!

-Ulan tamda zamanında ha!

Yukarıdaki söylemleri ve türevlerini istisnasız her evde duymuşsunuzdur. Sadece duymakla kalmamış benzer nidaları sizler de dudaklarınızdan dökümüşsünüzdür.

Devir olmuş yirminci yüz yılın sonu, yirmi birinci yüz yılın başı, hala elektrik gidiyor!

TV izliyorsun, yemek yapıyorsun, kitap okuyorsun, saçını kurutuyorsun, ütü yapıyorsun, oyun oynuyorsun,… “Çat” bir anda elektrik kesildi. Karanlığa büründüğün o an nasıl bir hayal kırıklığı, sinir katsayısı yükselmesi, şaşkınlık anıdır değil mi?

Üç, beş saniye sinirlenirsin sonra mum, kandil, ışıldak, lüküs gibi ışık kaynaklarını arar, bulur ve  ortamı aydınlatırsın.

Ya peki sonra?

Elektriğin kesildiği anı hatırla… O anı düşün… Bir anda merkezinde sen olmak üzere çok büyük bir hızla etraftaki bütün sesler yok olur… Hemen arkasından söylenen insanların sesleri de kısa bir süre sonra biter ve ortam bir anda dinginleşir.

Titreyen mum ışığıyla birlikte oda da loş bir ortam olur. Evin diğer odalarındaki muhteremler de gelir ve loş odada buluşulur.  Ailenle, dostlarınla, sevdiğinle hiç planda yokken baş başa kalırsın… Tek başına isen kendinle yalnız kalma şansın olur bu sefer… İçine dönersin…

En güzel muhabbetler, en güzel sohbetler bu zamanlarda olur. Eski hikayeler, kimisi defalarca anlatılmış ve/veya dinlenilmiş anılar yine, yeniden, kimi zaman ufak ince ayarlarla anlatılır, dinlenilir…

Mevsimine göre kestanesi, meyvesi yenmeye başlanır, hemen çayı demler anne muhabbete ayrı bir tat katabilmek için.

Modernizimin etkisinden kurtulup eski çağa sığınır insanlar, çok daha falza insani şekilde hem de.

Aylardan hangi ay olursa olsun elektrik kesintisinde yanan mum odayı ayrı bir ısıtır, insanların içlerini ayrı.

Sonra bir anda gözlerin kamaşır, TVden ses gelmeye başlar, her bir ağızdan sevinç belirtilerini gösteren sözler dökülür.

Rüya bitmiştir. Gerçek dünyaya dönmüşüzdür.

Aslında o rüyalar, uyandığımız rüyalardır. Işığı muhabbet olan rüyalar.

Işığınız eksik olmasın :)

Günün Sonu:

Siz yine de ailenize yüzünüzü dönmek için elektriğin gitmesini beklemeyin. Ha illa mum ışığı lazım derseniz basıverin elektrik düğmesine, kapatın TV’yi, yakın mumu! :)

Kendime not: Bu yurt dışında yazdığım ilk blog yazım. : )

Engelliler icin motorsiklet

0

İnovasyonun yüzlerce, binlerce tanımına ulaşabilirsiniz.

“İnovasyon nedir?”,
“İnovasyon ne demektir?”,
“İnovasyonun tanımı”,
“İnovasyonun anlamı” gibi cümleleri google’da aratmanız sayısız tanıma erişmeniz için yeterli olacaktır.

Bu tanımlar arasında benim en çok beğendiğim ise aşağıda belirttiğim 3M’in kurumsal olarak benimseyip paylaştığı inovasyon tanımlamasıdır.

New ideas -plus action or implementation- that result in an improvement, a gain or a profit

“Bir gelişme, kazanç ya da kar sağlayan yeni fikirler –artı eylem veya uygulama-“

Sadece yeni fikrinizin olması yetmiyor. Bu fikrin uygulanabilir, eyleme geçirilebilir olması ve sonunda bir ilerleme, kar yada kazanç sağlıyor olması gerekli.

İşte size bu tanıma uygun çok güzel bir örnek. Günlük hayatımızda çok defa kullanılar bir araca yeni bir bakış açısı getirilmiş ve bu fikir hayata geçirilebilmiş.

Tekerlekli sandalyeye mahkum engelli insanların kolayca kullanacağı bir motorsiklet.

Resimler aşağıda, detaylar bu adreste: http://www.mobilityconquest.com/index.php

Kazanan Olmak!

0

Son Avrupa Şampiyonu takımın kalecisi,

Dünya Kupası’nın en büyük favorilerinden birinin kaptanı,

17 yaşında Şampiyonlar Ligi’nde kale koruma başarısına sahip,

Dünya’nın en büyük kulüplerinden biri olan Real Madrid’in yıllardır birinci kalecisi,

Dünya üzerinde almadığı tek kupa Dünya Kupası neredeyse…

2010 Dünya Kupası’nda İspanya ilk maça çıkar ve sürpriz bir şekilde ilk maçı kaybeder Boğalar.

Bu büyük kaybın iki sorumlusu vardır. Kaleci Casillas ve maç öncesi, anı ve sonrasında dikkatini dağıttığı iddia edilen sevgilisi.

Tüm dünya basını Casillas hakkında atar tutar, yüklenir, suçlar, dalga geçer vs…

Aradan geçen 25 günde Casillas 6 maça daha çıkar ve tek gol yer.
İspanya, tarihinde ilk defa Dünya Şampiyonu olur ve o Dünya Kupası’na ilk defa bir İspanyol sporcu dokunma hakkına erişir.

Video için tıklayın!

Casillas kupayı kaldırır, ilk röportajını sevgilisine verir ve karşılığında ateşli bir öpücük alır.

Bu duruma ise tüm dünya hem şaşkınlık hem de gülerek bakar.

Kaybederken yerin dibine sokulan Casillas kazanınca her şeyi yapmaya hak kazanan duruma geçer.

Yargılayan, suçlayan, aşağılayan kişiler bile alkışlarlar bu görüntüleri.

Demek ki neymiş? Kazanan konumdaysanız size her şey mubahtır.

Tek bir sorum var. Diyelim ki İspanya o finali son anda kaybetseydi ve bırakın öpücük vermeyi kızımız sadece röportajdan sonra Casillas’ın sırtını sıvazlasaydı.

Sizce ne fırtınalar kopartılırdı?

Günün Sonu:

Sen kazanan olmaya bak, gerisi teferruat.

Bir kiz, bir ana, bir soz, bin yalan

0

Birine açtım benimi,
Al dedim bu benim artık senin.

Senki benim herşeyimsin,
Bu ben sende daha güzel olur dedim.

Aldı beni benden, türlü şirinliklerle
Türlü güzelliklerle.
“Severim seni, çok” dedi beni verdiğim,
İnan bu sözlerime.

Gün geldi söyleyiverdi bir gün,
Annem benim ruhuma küfreder,
Oruspudur senin ruhun der,
İnanma sakın O’na.

İnanma dediği söze de inanmadım.
Bunları söyleyen göze de..

O gözlerki en deirininden birer kuyu,
Unutmayasın ey ademoğlu,
İnsan ölmeden ne ruhu çıkar ne huyu.

Anadır ki tanır kızını en inceden,
Yedisinde ne varsa o gözde,
Silinmez önce yetmişinden.

Page 1 of 141234510...Last »