Feedback

Baris Abiye Mektup

0

Barış Abi selam,

Kaç yıl gecti sensiz, biraz buralardan bahsedeyim sana istedim.

Merak etmeyesin sakin Sari cizmeli Mehmet hala Ağa.
Ahmet bey yeni ceketler alidi kendine.
Halil İbrahim sofrasina da dostlar her gun buyuruyor.
Sari kız minik buzağıyı hiç sütten kesmedi.
Arkadaşlarin EŞ ve ŞEK ise hala düzenli olarak uğruyorlar.
Lamba kendine püf diyenlere inat ışıl ışıl yanıyor!
Bu arada haberin olsun yıl 2012′de de güzel sevmeyene hala adam demiyoruz.
Ayrıca Ali yazıp Veli bozarken Adem oğlu Havva kızını allayip pullamaya hiç ara vermiyor.
Unutmadan, Bal Böceği bu geceyi yine bekleyemedi.
Aynali kemer usenmeden ince belde itinayla parlıyor.
Geçenlerde Diral dede düdüğünü kaybetmişti ama yeniden buldu Allah’tan.
Komşu kızı Duriye ile hala kızı Zehra hala gün donende dönenceye bakıyorlar.
Kurt kuzuya kem bakarken Kızımız ayağında gümüş halhal ile yavru Ceylan misali sekmeye devam ediyor.
Nick the Chopper da dersini alip tövbe etti artık fidancilik yapıyor.
Nerdeyse kansere çözüm bulacağız ama hala üşütünce nane ve limon kabuğuna bir tutam zencefil katip senin tarife göre kaynatiyoruz.
Gecenlerde sordum mahalleliye, Aşı boyalı o evden kimi zaman kanun ve kemençe tinilari gelmeye devam ediyormuş.
Kuyu basına hala Zeynepi görmek için inenler yine Dayi ve emmi ile karşılaşıyorlar.
Lakiiiinnn, yine ve yine Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi diyoruz Barış abi!

Sen ne alemdesin oralarda? Umarim 7′den 77′ye hersey 10 puan 10 puan 10 puandir!

Sahi,hala var mı bir sen senin icinde?
Hani senden öte senden ziyade olan?

Iyiki dogdun fikiriscisi.com

1

2 Yil bitti… 3. yila giriyoruz!

Hayatimda gercekten yerin cok buyuk..

Nice nice yillara olsun fikiriscisi.com :)

2011′in karnesi

0

Eveeett, 2011 bitiyor. Bir sene daha yaşamış oluyoruz böylece.

Dünya genelinde çokça sallantının yaşandığı bir yıl olan 2011’i, geçen sene 2010 için yaptığım gibi AAB açısından da değerlendirmekte fayda var diye düşündüm.

Ben tek sayı olan yılları sevmiyorum. Ama 2011’e sırf bu yüzden olumsuz bakarsam bana sağladıkları için ayıp etmiş olurum.

2011’de yaşadığım en büyük olay, son 2-3 yıldır gündemimde olan başka bir ülkede çalışma ve yaşama fikrini gerçekleştirmem oldu.

Yeni bir ülke, yeni bir hayat demek aslında. Bu durum hayatıma birçok yenilik kattı.

Öncelikle yurt dışı tecrübesi kazanmaya başladım.

Bunun yanında; yeni bir yabancı dil öğrenmenin keyfi girdi hayatıma, iş yaşantımda yeni bir adım attım ve gerçekten çok kıymetli yeni dostluklar kurdum.

İlk defa tek başına yaşama konusunu tecrübe etmeye başladım.

Gerçekten tamamlandığımı hissettiğim bir birlikteliğe başladım. ;)

Yeni bir ülke daha görmüş oldum. (Geçen sene bu rakam çok daha yüksekti ama gördüğüm ülkeler arasına Rusya’yı da eklemiş oldum.)

İçinde olmaktan büyük keyif aldığım yeni bir sosyal medya oluşumunda aylık yazılar yazmaya başladım.

Her ne kadar henüz yeterli görmesem de, fotograf makineme daha çok ilgi gösterebilmeye başladım.

Ancaaaak 2011 yılı dahilinde her daim iyi şeyler olmadı elbette.

Uzaklara giderek, bu sene sıla hasretinin ne olduğunu çok daha iyi anladım.

Türk yemeklerinin ne kadar lezzetli olduğunu ve hayatımda ne kadar önemli bir yer tuttuğunu fark ettim.

Aile ve dostların yakınında olduğunu bilmenin kıymetini gördüm. ( Geçen sene doğum günüm 4 kere kutlanırken bu sene kimse kutlamadı J )

Türkiye’den ayrılmak zorunda olduğum için, yüksek lisansımı yarım bırakmak zorunda kaldım.

Ne yazık ki fikiriscisi.com’a yeterince alaka gösteremedim. Geçen yıl 57 yazı yazarken bu yıl bu sayı 38’e düşmüş.

Sonuç itibariyle, şüphesiz 2011 hayatıma damgasını vuran önemli yılların ilk sıralarında yerini alacak.

10 üzerinden notunu 8.5 ile aldı bu yıl. Sağolsun varolsun, eksik olmasın!

Önümüzdeki yıl 2012. Çift sayı bir yıl. 2011’i aratmasın, olacağı varsa biraz da fazlasını versin.

Hadi!! Siz ne duruyorsunuz. Siz de yapın muhasebesini yaşadığınız yılın.

Aksi takdirde yaşamamış, harcamış olursunuz… Benden söylemesi ;)

O Bir Hurkus!

1

O Bir Hürkuş!

-…

-Püüühh, olur mu bee? Öyle kalkılır mı?
Allah kahretsin! Düzelt, yüksel yüksell!

- Sakin ol Vecihi!

- Bunlar da pilot mu be? Bir uçağı kaldıramıyorlar!

- Ben koskoca Boeingi, Ankara asfaltına indirdim.

- Kıymetini bilemediler Vecihim. Kovdular seni!

 

Belki kiminiz hatırlamıştır yukarıdaki diyalogu.

Açıkçası, Türk Sinemasının eşsiz örneklerinden biri olan ‘Gülen Gözler’ adlı bu filmi birçoğunuzun izlemiş olduğundan eminim.

Hani Şener Şen’in bir pilotu canlandırdığı ve Ayşen Guruda’ya aşık olduğu, ama kız babası olan Münir Özkul’un inadım inat diyerek kızını vermediği o sıcak komediden alıntı bir metin, yukarıda yer alan konuşma.

Aslında bu filmde çok kara bir mizah var.

Kesin bir bilgiye sahip olmamakla birlikte; filmin senaristinin Şener Şen’in oynadığı kahramanın adını bilerek “Vecihi” koyduğundan neredeyse hiç şüphem yok.

Zira; Türk tarihi kıymeti gerçekten hiç bilinmeyen gerçek bir Vecihi’ye sahip.

Soyadını Hürkuş olarak seçecek kadar havacılığa hayran bu kişinin, Cumhuriyet’in emekleme dönemlerinde yaptıkları gerçekten takdire şayan.

Vecihi Hürkuş’un, hayatı boyunca gerçekleştirdiği kimi şeyleri sıralamaya çalışayım.

1. Dünya Savaşı gazisi olan Vecihi Hürkuş aynı zamanda 1. Dünya Savaşında düşman uçağı düşüren İlk pilottur.

Yne 1. Dünya Savaşında bir hava muharebesinde Ruslara esir olarak düşen Vecihi Hürkuş, esir olarak gönderildiği Hazar Denizindeki Nargin adasından yüzerek kaçar ve anavatana geri döner.

Kurtuluş Savaşımızın ilk ve son uçuşunu yapan Hürkuş, İzmir Gaziemir hava meydanına ilk giren ve işgal eden pilot olarak, Kurtuluş Savaşının son uçuşunu gerçekleştirir.

Vecihi Bey, TBMM tarafından 3 kere takdirname alan yegane isimdir.

Savaş sonrası İzmir Seydiköy Hava Mektebinde tayyareci eğitimi devam ederken, Yunanlılardan ganimet olarak alınan motorlardan yararlanarak ilk Türk uçağını imal eder ve 28 Ocak 1925′de “VECİHİ K-VI”adını verdiği uçağını uçurur.

Ancak gelin görün ki; bu eşsiz başarısından dolayı ödüllendirilmek yerine cezalandırılır.
Zira Vecihi Hürkuş, o tarihte uçağa uçabilirlik sertifikası verilmesi için yetkin bir heyet kurulamaması sebebiyle sertifikasız ve uçuş izni almadan uçtuğu için cezalandırılmıştır.

Traji-komik değil mi?

Bu enteresan durum sonrasında, kendi rızasıyla Hava kuvvetlerinden ayrılır ve Ankara’ya giderek Türk Tayyare Cemiyetine katılır.

Devam eden süreçte kimi sorunlardan ötürü TCC’den de ayrılan Vecihi Hürkuş, İstanbul Kadıköy’de ürettiği ikinci uçağına uçabilirlik sertifikası almak için uçağı demonte ederek ve gerekli izinleri alarak trenle Çekoslavakya’ya götürür.

Çekoslavakyada türlü işlemlerden sonra sertifikasını alan Vecihi Bey, 5 Mayıs 1931 tarihinde trenle götürdüğü uçağıyla uçarak yeniden yurda döner.

21 Nisan 1932’de ilk Türk Sivil Tayyare Mektebi’ni kuran Hürkuş, ilk kayıtlarında ikisi kız olmak üzere 12 öğrenciye sahip olur.

İlk kadın sivil pilotumuzun da yetiştiği bu mektep, finansal sorunlardan ve yetiştirdiği öğrencilerin diplomalarına denklik verdirememiş olmasından dolayı kapanmak zorunda kalmıştır.

Devam eden yıllarda havacılık adına teknik ve eğitim açısından birçok girişimde bulunan Vecihi Hürkuş, ilk Türk sivili havayolları olan Hürkuş Havayollarını da kurar.

THY’nin seferden kaldırdığı 8 uçağı Ziraat Bankasından kredi alarak satın alır ve kendi havayolu filosunu oluşturur. Ancak kimi engellemeler ve sabotajlar sonucunda bu uçuşları gerçekleştiremez.

Hayatının son dönemlerinde çok sıkıntılar çeker, borçlanarak aldığı uçakların faizleri sebebiyle zor duruma düşer ve onca emek verdiği devletin bağladığı maaşına dahi haciz gelir.

Bir beyin kanaması sonucu komaya giren Hürkuş, insanlığın aya ayak basma amacıyla yola çıktığı gün olan 16 Temmuz 1969 günü hayata karşı son sortisini yapar.

‘İstikbal Göklerdedir’ diyen bir kurucunun kurduğu canım ülkemiz; Hürkuş ve buna benzer diğer değerlere layık olduğu kıymetleri verebilmiş olsaydı, bugün kendi insansız

hava aracımızı, kendi uydularımızı ve daha nicelerini dışa bağımlı kalmadan yıllar yıllar önce üretebilir durumda olabilirdik belki de.

Yine aynı bakış açısıyla hareket edilseydi, bugünlerde Türk Hava Kurumu başkanının hedef gösterdiği 2023 yılında ilk uzay gemimizi üretme hedefi, çok da komik ve ulaşılmaz görünmezdi sanırım.

Kuvvetle Muhtemel Pilot Vecihi, gökyüzünde uçuşlarına devam ediyordur.

 

 

Ne farkimiz var onlardan?

0

Hepimiz biriz!!

Nefret ettiğimiz patronumuzun gözlerinin içine bakarak gülümsüyoruz.

Anamıza avradımıza küfreden binlerin önünde meşin yuvarlağın peşinden koşuyoruz.

İçimizden gözlerini oymak istesekte satış yaptığımız müşterinin karşısında ağzımız kulaklarımızda.

Dilimizden yaradanın adını düşürmüyor ama dilimizden yalanın binini bir paraya döküyoruz.

Ufak bir koltuk uğruna parti başkanını şakşaklıyoruz.

İyi not almak için saçma sapan fikirler sunan sözde eğitmenleri yağlıyoruz.

Üç beş kuruş cukkalamak uğruna ite köpeğe eyvallah çekiyoruz!

Trafikte durduran memuru kötü yola sevketmeden duramıyor bir o kadar da kötü yola sevkediliyoruz.

Yardımın gizli olanı makbulken tüm bağışları bağıra çağıra, tellallar eşliğinde yapıyoruz.

Ha beynini, fikrini, ruhunu pazarlamissin ha “bedenini”..

Ne farkımız kalıyor la tu kaka dediğimiz “onlardan”???

Sadece Dua!

0

Merhaba,

Bu yazılanları idrak edebildiğinize göre, sizler en azından binlerce gündür bu güzel dünyada yaşıyor olmalısınız.

Ben ise, sanırım ya bin ya da bin küsür gündür sizlerle dünyayı paylaşıyorum.

Sizlerle birlikte geçirdiğim bu güzel günler boyunca; yani koooooskoca hayatım boyunca, ki bugüne bugün nerden baksanız iki buçuk yaşındayım, ‘hayatımın günü’ diyebileceğim bir günüm oldu.

Sanırıım sizlerin de, bana kıyasla upuzun olan hayatınızda sayısız kere ‘hayatınızın günü’ olmuştur.

Sanki daha dün gibi hatırlıyorum. Kurabiye yediğim o günü unutabilir miyim hiç?

Bin de bir diyorsunuz ya; işte benim hayatım günü tam da o binin birine tekabül ediyor!

Nasıl oldu bilmem ama o gün ben kurabiyenin tadını alabildim. Eminim bu dünyadaki en güzel ve en eşsiz şey o kurabiye olmalı.

Neden ve nasıl bilmiyorum ama babamın anneme söylediğine göre “lanet olası” bir hastalığım varmış.

Hayatımın o binde birlik en önemli günü hariç ben ya annemin memesini emdim ya da haşlanmış tavuk yiyebildim.

Bazen çevremde yemekler için çok tatlı, çok tuzlu gibi şeyler duyuyorum. Sanırım yemeklerden bahsediyorlar, ama ben tam olarak anlayamıyorum.

Babam büyüyünce anlarsın dedi. O ne derse oluyor. Sanırım anlayabilmem için birkaç bin gün daha beklemem lazım.

Bu arada benim en çok eğlendiğim ve zaman geçirdiğim yer hastane dedikleri kocaman beyaz bir çocuk parkı. Burada doktorlar ve hemşireler, ben ve benim gibi çocukları eğlendirmek için her şeyi yapıyorlar.

Geçen hafta yine doktorları görmek için hastaneye gittim. Beni çok eğlendirmek istedikleri için galiba, kocaman iki hafta boyunca orada kalmamı istediler. Tamam çok eğlenceli değil ama sanırım doktorlar ve hemşireler üzülmesin diye kalmaya karar verdim.

Sonra bugün yanıma Nataşka geldi.

Şuna hiç şüphem yok ki,  çocuk kalbim hissediyor, bana en az annem kadar değer veren bir melek o.

İşte kaç zamandır beklediğim fırsat.

Hiç zaman kaybetmeden sordum:

-          Nataşka bana kurabiye alır mısın? Annem bana hiç almıyor ve her zaman bana kızıyor yemek istediğimde. Lütfen sen bana alır mısın?

Sanırım bu kurabiye çok pahalı bir şey. Annem o yüzden bana almıyor. Sana söz büyüyünce parasını vericem sana. Bana kurabiye alır mısın?

-          ….

-          Ben büyüyünce sadece kurabiye yiyeceğim. Çünkü dünyadaki en güzel ve en lezzetli şey kurabiye.

Nataşka bana kurabiye alır mısın?

-          ….

-          Gerçekten vereceğim parasını!

Sanırım ağlaması geçince bana kurabiye alacak.

….

….

Mişka… Henüz 2.5 yaşında ve doğuştan pankreasında var olan bir hastalıktan dolayı, sadece birkaç maddeden oluşan bir menüyü ömrü boyunca yemek zorunda. Ömrü ne kadar uzun olacak bilmiyoruz ama şuna inancımız tam: Sevenlerinin ve sizlerin dualarıyla bu zor günleri atlatacak ve Nataşka’nın hayalini kurduğu o buz pistinde, o veya bu şekilde o pakı ağlarla buluşturacak.

Belki de hiç tanımadığınız birinin, kesinlikle hiç tanımadığı bir melek çocuk için ettiği dualara ortak olun ve sevginizi ona gönderin.

Lütfen.

Mişka, belki bir gün o kurabiyeden biraz daha tatabilir.

İş yoğunluğunuzdan, trafik sıkışıklığınızdan, geçim sıkıntınızdan, kalp yaranızdan, demem o ki “hayatınızı karartan” envai çeşit efkarınızdan sıyrılın ve o hiç tanımadığınız ufaklık için yüce yaradana dua edin.

Çok şey için değil; sadece bir gün, biraz daha kurabiye yiyebilme ihtimali için dua edin!

Eksik olmayın!

Nerde benim vergilerim?

0

Turkiyedeki yapıların % 40‘ı kaçak.

Bu oran Van’da % 75.

1999′dan bu yana Özel İletişim Vergisi adı altında toplanan, nam-ı diğer deprem vergisi hesabında birikmesi gereken tutar: 40 Milyar TL.

Geçenlerde televizyon kanallarının yaptığı ortak yayında toplanan bağış ise 60 küsür milyon TL.

Bir; bu kaçak yapılaşmaya sebep olanların ve onlara göz yumanların,

İki; toplanan onca milyar TL’yi depreme karşı kullanmayanların,

üzerlerinde bu ve bundan sonra olacak tüm depremlerde zarar görecek yurttaşların ahı olacaktır.

Ondan sonra STK’lar, özel kuruluşlar,organizasyon yapsın da Vandaki yaralar sarılsın.

Van’ın sil baştan yapılanması için gereken rakam, 3.5 Milyar TL imiş.

40 Milyar TL ile 10 tane Van sil baştan yapılır birader.

Nerde benim vergilerim? Nerde??

Nasil da degisiyor dunya??

0

Benim babam için kağıt kalem vaz geçilmezdi. Öğrenebileceği tek kaynak kitaplar ve ansiklopedilerdi.

Benim için ise önce kitaplardı, sonrasında ise bastığım butonlar bana bilgi sağlayabilecek araçlar oldu.

Ama 10 yaş ve daha küçük beyinler için yegane bilgi kaynağı etkileşimli ve teknolojik mecralar.

Alın size kanıtı. Bu videodaki 1.5 yaşındaki canavar dergi diye bir aracı kabul etmiyor. Ve gelişme döneminde olan beyni, caiz tabirle kendisi ile karşılıklı iletişim kurmayan bir mecra için kodlanmıyor.

Mantığına göre parmağı çalışıyor. Bu mantıkla çalışmayan şey ise; elinde tuttuğu mecmua. Kesinlikle kendince haklı.

Buyrun izleyelim:

Yenilik ile gelen aydinlik

0

Marti Dergisi Ekim ayında yayımlanan yazımı bir de fikiriscisi.com üzerinden paylaşmak istedim

 

 

———————–

 

‘Yeni’ kelimesinin kimi insanlar için ne kadar korkunç olduğunu hiç düşündünüz mü?Kimi insanlar derken sakın yakın çevremi ve sizi bu korkunun dışında tuttuğumu sanmayın lütfen.
Her ne kadar ünlü Türk düşünürü Sertab Erener’in o keyifli şarkısını söylerken eşlik etsek de  Yeni bir aşk,  Yeni bir iş,  Yeni bir duruş,  Yeni dokunuş… gibi şeylere kalkışmak her baba yiğidin harcı değildir.Gelin biraz örneklendirmeye çalışalım;

Yeni bir iş? 

Kolay değildir elbet yıllardır çalıştığın, aşina olduğun, evinden çok zaman geçirdiğin masanı, ofisini, dostlarını, ortamını bırakmak ve hiç bilmediğin kimselerle gününün neredeyse yarısını geçirmeye başlama kararı vermek. Herşeyin yeni olduğu şartlara ayak uydurmaya çalışmak.

Yeni bir aşk? 

Bir dakika ya! Birkaç zaman önce ayrıldığın kalbe alışmak için ne kadar zorlanmıştın anımsıyor musun? Sen değil miydin başka ten, başka koku, başka isim nasıl içime siner diyen?
Bir de kalkmış yeni bir aşk diyorsun şimdi!

Yeni bir tarz, yeni bir stil, yeni bir gardrop?? 

“Hah oldu olacak bir de küpe taksaydın bu yaşında” derler adama abicim.
Kattın mı hesaba hiç mahalle baskısını?
O mavi saç yakışır mı hiç senin gibi iş hayatının profesyonel kadınına be ablacım?
Otur oturduğun yerde, yeni  adetler çıkarma.

Yeni bir hayat?

-          Ne demek istiyorsun yeni bir hayat derken dostum?
-          Hmm ne bileyim… Misal başka bir ülkeye taşınırım orada şansımı denerim.
-          Oldu birader, dilini bilmediğin bir ülke, hiç dostun yok etrafında, sokakları yolları bilmiyorsun.
-          Ama yeni bir dünya?
-          Yalnız kalacağın yeni bir dünyayı ne yapacaksın?
-          ….

Yenilikler yanlarında her zaman bilinmezleri getirir insanların hayatlarına.

Bilinmezlerden korkar insanoğlu.

En çok kullanılan deyimlerimizden değil midir  “Eski köye yeni adet getirmek” ?

Doğası gereği  bilinmeze, tahmin edilemeze, değişikliğe dirençlidir insanoğlu. Statüyü korumak ister.

Çok karamsar bir yazı oldu  diye düşünüyorum ama iyi ki de oldu.
Zira yeniliğe karşı koymanın ne kadar karanlık bir hayat biçimi olduğunu daha rahat başka bir şekilde ifade edemezdim sanırım.

Bu kadar karanlık, yaşadığımız şu günlerde ihtiyacımız olan belki de en son şeylerden biri.

Kaldı ki martıların kanat açtığı o aydınlık gökyüzümüze yakışmaz kara bulutlar.Gelin bu karanlık yazıyı yüzlerce yıl geriden gelen o koca yüreğin ışığıyla aydınlatalım.

“Dünle beraber gitti  ne kadar söz varsa düne ait cancağazım.
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım”
(Rumi)

 

Gobeklitepe’yi gormelisiniz!

0

3 Semavi dinin dünya üzerinde görülmeye başladıkları tarihler:

  • İslamiyet:           M.S. 7. Yy
  • Hristiyanlık:      M.S. 1. Yy
  • Musevilik:          M.Ö. 2000

 

Dünyanın 7 harikası olarak bilinen aşağıdaki eserlerin gün yüzüne çıktığı tarihler ise:

  • Keops priamidi:                               M.Ö. 2560
  • Babilin asma bahçeleri:                M.Ö. 7. yy
  • Artemis Tapınağı:                           M.Ö. 7.yy
  • Zeus Heykeli:                                    M.Ö. 450
  • Rodos Heykeli:                                 M.Ö. 282
  • İskenderiye Feneri:                       M.Ö. 290
  • Kral Mausollos’un Mezarı:          M.Ö. 350

1963’te ilk olarak keşfedilen ve 1995 yılında arkeolojik kazılarına başlanan, Şanlıurfa ili sınırları içerisindeki Göbeklitepede bulunan yerleşim birimi ve tapınakların tarihi hakkında bir fikriniz var mı?

Fikri olmayanlar, yukarıdaki emsallerine baktıktan sonra bu muazzam tarihi eserin yapılış tarihini görünce şaşırmasın lütfen.

  • Göbeklitepe: M.Ö. 9600 (Yazıyla Dokuz Bin Altı Yüz. Diğer bir değişle: M.Ö 96. yy)

 

Eiffel’i, Kızıl Meydanı, Red Light’ı, Empire State’i, Giza Piramitleri’ni, Çin Seddi’ni ve daha nicesini görmeye gidiyoruz ya hani… Hay hay, dünyayı gezip görmekte fayda var elbette gidelim. Ama kendi vatanımızda yatan bu eşi benzeri olmayan tarihi keşfi de öksüz bırakmayalım.

 

Göbeklitepe’yi görmeyi, o tepeden Güney’e doğru bakınca ufka kadar uzanan uçsuz bucaksız Mezapotamya’yı izlemeyi, lütfen yapılacaklar, görülecekler listenize ekleyin.

Göbeklitepeyle alakalı kısa bir internet araştırmasıyla birçok bilgiye ulaşabilirsiniz.

Ben aşağıya sırasıyla BBC, National Geographic ve NTV’nin hazırladığı belgesellerin videosunu ve Wikipedia linkini ekliyorum.

Sizlerden ricam aşağıdaki videoları izlemeden önce  yazının başında verdiğim tarihleri ve Göbeklitepe’nin tarihini karşılaştırmanız olacak.
Bu sayede; videolarda bahse konu olan arkeolojik bulgunun insanlık tarihi açısından ne kadar önemli olduğunu kavramak, muhtemelen daha kolay olacaktır.

BBC Belgeseli. (Videonun başındaki resimlerden sonra belgesel başlıyor)

National Geographic Belgeseli

NTV Belgeseli

Wikipedia’da Göbeklitepe
Yazıda yer alan tüm tarihler Wikipedia üzerinden alınmıştır.

 

Page 1 of 151234510...Last »

Son Yorumlar

fikiriscisi@facebook