Feedback

Birak yansin canin!

0

Canı yanmayan birini gördün mü hiç?

Hiç yüreği sıkışmamış, nefes alamaz gibi olmamış, kalbini sıkan mengenelerden dolayı gözünden yaş gelmemiş olanla tanıştın mı?

Gidenin arkasından ağlamamış, düşünce canı yanmamış, ölene feryat edip, figan yakmamış olanı bilir misin?

Özlediği için, üzüldüğü için, kandırıldığı, terk edildiği, yalnız kaldığı, aldatıldığı için, haksızlığa uğradığı, kaybettiği, malup olduğu, kazanamadığı için yıkılana şahit olmadın mı?

Gördün… Hem de çok kez gördün… Bahsettiğim tüm acıları yaşamış birini, en azından her sabah yüzünü yıkarken görüyorsun…

Bir an için düşün lütfen.

Yatalaksın, felçsin, paralize olmuşsun, inme inmiş tüm bedenine…

Konuşama arkadaş, hareket edeme, hatta verilen yemeği yiyeme, sadece gözlerin emrinde olsun.

Tam bu durumdayken birinin sana batırdığı iğnenin acısını duyduğunu farz et.

Bu duyduğun acı, hissettiğin o yanma, derinin delinmesini fark etmek sana dünyadaki en büyük mutluluğu verir.

Acı çekmek bu hayatın bir parçası arkadaş, onu sakın hakir görme.

Acı çekmek oyunun kuralı arkadaş, onu inkar etme.

Acı çekmek yaradılışımızın özünde var arkadaş, ona isyan etme.

Acı çekmekten korkma arkadaş, o da hayatın bir rengi.

Acı çekeceğim diye hayattan korkanlardan, risk alamayanlardan, sevemeyenler, cesaret edemeyenler, pasif kalanlardan, mutluluğu ıskalayanlardan olmayasın sakın.

Bana sorarsan, felçli bir hasta gibi, “hissedemeden” yaşacağıma, acı çeker hayatta olduğumun bilincinde olurum.

Bakarsın, sen acıyı bu denli benimsemiş şekilde kabullenirsen, o, sana bu kadar cesaretle gelmeye kalkışamaz belki de ;)

Zamani Yaniltmaya Calisma(ma)k

0

Zaman nedir, yapısı nasıldır? Bir varlık mıdır? Varlık dışı mıdır? Boşlukla bir ilgisi var mıdır? Değişim konusunda ısrarlı mıdır? Ve başlangıcı nedir? (Aristoteles)

Aristoteles, yukarıda sorduğu sorulara bir cevap verebilmiş mi bilmiyorum. Aslında bir filozof olarak başlıca sorumluluğu cevap vermekten ziyade sorular üretmek olduğu için vereceği cevaplardan çok doğru soruları sormaya odaklanmış olması muhtemeldir diye düşünüyorum.

Hayatımızın en önemli kavramı olan zaman kavramının ona karşı olan bakış açımızla ne kadar çok zıtlaşma eğiliminde olduğunun farkında mısınız?

Ne zaman veya neden bilmiyorum, belki zaman ve dünya yaratılmadan önceleri ya da daha sonraları,  insanoğlu ve zaman arasında bir ters düşme, bir zıtlaşma, bir inatlaşma yaşanmış olmalı.
(Zamanı anlatırken bile; “Ne zaman”, “önce”, “sonra” gibi onunla ilintili kelimeler kullanmak zorunda kalmam da enteresan doğrusu.)

Açıkçası, zaman denen yanılsama aleni şekilde insanoğlunu “gıcık gitmeyi” ant içmiş sanki.

Örneklendirelim mi?

Beş dakika.

Mezuniyet sınavında son soruyu çözmeye çalışan öğrenci için beş dakika ne kadar kısa bir süredir değil mi? Hesaplar, kitaplar, yazar, siler ama o sonuca ulaşamaz kısacık (!)beş dakika içerisinde.
Çok kısa bu beş dakika çoook.

Peki, doğum sancıları çeken annenin çocuğunu kucağına alması için dişini sıkması gereken beş dakikaya ne demeli? Belki saatler, belki haftalar gibi gelir o sancı ve acı dolu beş dakika.

Bu sefer on saniyeye bakalım.

Dünya şampiyonluğunun geleceği final maçında son on saniyelik hücum şansı sporculara, teknik heyete, seyirciye göre ne kadar uzundur sizce? Hepsine göre farklıdır zira ama normal bir on saniyeden çok daha uzun.

Ateşin üstünde kalan ele göre ne kadar uzundur iki saniye? Ya da bir sevgiliye sarılmak için ne kadar kısadır dakikalar? Mahkuma göre ne kadar kısadır görüş günündeki otuz dakika?

Sıkıcı bir filmin bitmek bilmeyen ikinci yarısındaki kırk beş dakika ne kadar uzunsa, mahkumun otuz dakikası da o kadar kısadır. Göz açıp kapama süresinin yanına dahi yaklaşamaz.

Sonuç itibari ile zaman, insanoğlu onu ne kadar çok manipüle etmeye çalışırsa o kadar direnç gösteren bir mefhumdur.

Müdahale etmeye çalışmamak gerekir, zira müdahalemiz beyhude bir çaba olacaktır.

Şartlar ne olursa olsun, geçmesi yada geçmemesi için düşünmeye kalkmak sadece işimizi zorlaştırıyor. Bırakalım o işini bildiği gibi yapsın. İşine burnumuzu sokmaya çalışırsak çok daha acımasız olabilir keza.

Günün Sonu:

Bizim gibi fiziğe inanan insanlar, geçmiş, bugün ve gelecek arasındaki ayrımın, yalnızca inatla süren bir yanılsama olduğunu bilirler. (A. Einstein)

Secmeler

0

Bkz: “Seçmeler 2″

 

Ey hayat, sen, seni yaşamayı bilenlere layıksın.. Diğerleri seni yaşamıyor, harcıyorlar!!

• Yılda en az bir kere gün doğumunu izleyin..

• “Viran olan bir gecenin aydınlık sabahı için yum gözlerini ey sevgili!!”

• Bir kadını küçümsemeyecek kadar zeki bir adamım…

• Sahipsiz duyguların gayri meşru çocuklarıdır göz yasları,
Meşru ümitlerin meçhul katilleridir geçmişin aşkları…

• Söylemek istediklerini ne kadar az sözcük kullanarak ifade edersen o kadar anlamlı olur.

• Aşk, iki öznenin tek eylemde buluşmasıdır…

• Sabah olsa güneş olarak sen doğsan, akşamın karanlığına beraber batsak.

• İnsanlar oruçlu oldukları için imtiyaz beklememeliler…

• İnsanoğlu mutsuz olabilmeyi başka herhangi bir yetisiyle karışlaştırılamayacak biçimde başarıyla beceriyor! Benim en büyük yeteneğim mutsuz olabilmek değil:)

• Açlıktan ağzı kokana sormak lazım yemeğin tadını, susuzluktan dili yapışana soracaksın suyun adını

• Uyandım güneş ile aklımda bin meşkale!

• Boş yere stres yapmamayı öğrenmek… Sanırım “kaşarlanmak” böyle bir şey :)

• Vahşi hayatta ölüm dikkatlerden asla kaçmaz!

• Ey Boğaziçi! Güzelliğin ruhumun ab-ı hayatı!

• Söz gelimi bir ben var benimi inkar eden!! Kendiyle çelişen benden bana hayır gelir mi?

• Çam dibinde fesleğen ver dibine sızmayı

• O muhabbettir ki parayla alınamaz, fiyat biçilemez!

• Gene bu dünyaya gelsem gene yaşarım!!!

• Moda oldu diye Mevlana’dan özlü sözler yazmak… Etme, aşkı, şarabı, Şems’i, canı, trende alet etme!

• Düşeceğini bile bile koşarken düştüysen ağlamaman gerekir Ulvi :)

• Gördüm gördüm, görülmemiş dere için sıvanmış paçalar gördüm…

• Sanırım yapabileceğim en akıllıca hareket delirmek olacak..

• Kurumsal şirketlerde çalışan istisnasız herkese hızlı PC kullanım yöntemleri, kısa yollar, vs. öğretilmeli…

• Gördüm, “ruhunu şeytana satan peygamber” gördüm…

• Dalkavukları istemem yanımda, isterim doğruyu, doğru dillerle söyleyebilen dostlarım olsun yakınımda…

• Gitmek için yolları arşınlamak, kalmak için olanlara boyun eğmekten yeğdir…

• Hayatta takabileceğin maskelerin olmalı…

• Mevki sahibi olunca, kişi kendini fazla önemser hale gelebilir! Böyle bir durumda karşısındaki kişiye (özellikle astı ise) olan saygısı, hürmeti, verdiği değer düşer. Yukarılarda ki kişinin aklının ve değerlerinin yerli yerinde olması gerekir.

• Çalışanların kişisel ihtirasları şirketlerin çıkarları ile daimi olarak çakışmaktadır.

• Kendi kendine konuşana deli derler, ben delirmemek için kendimle konuşuyorum… :)

• Bir yükün ağırlığı, o yükü ne kadar süreyle sırtladığına göre değişiklik gösterebilir…

• İste sana özlü sözün formülü: “İyi gözlem, nüktedan özet.”

• Romantik ask, metabolik acıdan çok pahalıdır!!

• Ayrılmak erdem işidir! Adamın iyisini ayrılırken anlarsın!!!

• Su sesi, kız sesi, altın sesi!!

• İnsancıklar vardır ya,işte ben onlardan istierim yamacımda.. Naiftirler!! Adamcıklar olmasın yakınımda.. Onlar olmamışlardır, çürüklerdir!!

• Harran Üniversitesindeki bir öğrenci ile Harvard Üniversitesindeki bir öğrencinin aynı bilgiye aynı kalitede, aynı hızda ve aynı kolaylılıkla ulaşmasına imkan sağladığı için interneti seviyorum!!!

• Zaman geçti, sen geldin.. Az önce sen geçtin zaman durdu.. Zaman seni geçeli çok oldu..

• Meyve sepetinden bozuk olan mandalinayı attım! Diğer meyvelere sirayet etmesin istedim çürüklüğü. Çevremizden de çürükler atalım ;)

• Kadınlar anlaşılmak için değil, sevilmek için yaratılmışlardır..

• Karakter… Sen, insanın harcısın, eksik olmaya görülesin, “adam”a ne ekleseler tutmaz…

• Eksik bilgi ile hükme varanın vay haline!!:)

• Gün olur ki geceyi özletir, gecenin en karanlık anı aydınlığı getirir…

Gidile – Gidilmeye

0

İstanbul’da yaşıyorsanız ve yolunuz İstiklal’e düşerse biraz da zamanınız varsa, ortalama 45 dakika, Borusan Müzik Evi’ne uğrayın.

9 Ekim’e kadar sürecek olan Madde-Işık sergisini ziyaret edin.

5 kata yayılan sergide çok fazla eser yok açıkçası ama var olanlar gerçekten etkileyici.

Ben özellikle 2. Kattaki ses, su ve ışığın kompozisyonu ile ortaya çıkan görüntüden çok etkilendim.

Gidile”si bir sergi.

————————————

Ramazan’da İstanbul’un en civcivli yerlerinin başında Sultan Ahmet Meydanı gelir.

Şu anda bu tarihi meydanda İslam dünyasının yeniliklerini, icatlarını gözler önüne seren bir sergi var.

1001 Inventions (1001 İcat).

Fikir olarak gerçekten çok başarılı ama sergi ve sunum olarak bence tam bir fiyasko.

Giriş için harcadığınız zaman da cabası.

Web sitesinde yer alan videoyu izlemek dahi yeterli olacak düşüncesindeyim.

Kısacacası; “Gidilme”yesi bir etkinlik.

Günün Sonu:

Büyük şehirde yaşamanın motive edici yanlarından biri: “Kültürel Etkinlikler”

Mucizeye Layik Ol

4

Her yeni doğan gün kendi içinde bir mucize.

Düşünsene yarın sabah güneşin doğmayacağını. Gözlerinin açılmayacağını, açsan dahi hiçbir şey göremeyeceğini düşün.

Ne kadar boş değil mi doğmayan günsüz bir dünya ve içinde sen?

Mucizeye layık olmak zorunda olduğunun farkında mısın?

Peki ya her gününü hakkını vererek yaşamak zorunda olduğunun?

Yarın, öbür gün önceki senlerin gelip sana hesap sorarlarsa, ellerini yakana yapıştırıp “dünlerdeki bugünlerini” neden hakkını vererek yaşamadın derse.
Kendine cevap verebilecek misin be adam?

Etme, yazık etme, haksızlık etme, vicdansızlık etme kendine, bugününe…

Layıkıyla yaşamaya çalış… Bilmiyorsan, öğren.

Son nefeste geriye dönüp baktığında şu cümleyi gönül rahatlığıyla kurabiliyor olman dileğiyle…

“Ey hayat, sen, seni yaşamayı bilenlere layıksın.. Diğerleri seni yaşamıyor, harcıyorlar!!”

Fisilti

0

fısıldıyor sol cenahından göğsümün şeytan.

ne tutarsın bre gafil kendini,
en beteri arkana bakmadan kaçarsın.

hiç mi kırmadın kalp, hiç mi yakmadın can?

ne ince eler sık dokursun,
en olmadı çamura bulanır çıkarsın.

15 Yillik Bir Yazı Bu!

3

O’na öyle bir hayranlığım var ki daha önce kimseye yada herhangi bişeye böyle bir duygu hissetmedim.

O kadar çok değer veriyor ve seviyorum ki belli etmeye çekiniyorum.

İstediği herşeyin elinde olmasını ve bunlarda payımın olmasını istiyorum.

Diğer yandan ise bu duygularımın farkına varmasını istemiyorum.

Benim her zaman yanında olacağımı, sırtını yaslanabileceğini bilmesini istiyorum ama herşeyi kendi başına yapabilecek yetenekleri olduğunun da farkında olmasını istiyorum.

O’na bu kadar yakınken ve bu kadar derin duygular beslerken kendimi dizginlemek zor geliyor!
Ama bu gerekli.

Geçen her günün kazanımı olmasını, gelişmesini, eğlenmesini, öğrenmesini istiyorum.

Bağım çok kuvvetli ve beni kendisine ciddi anlamda çekiyor.

Her gece uyumadan sağlığı, mutluluğu ve varlığı için dua ediyorum.

Kendimi uğrunda feda edebilirim.

Bu yazıyı belki okumayacak ya da okusa da anlamayacak.

Ama eminim günü geldiğinde boynuma sarılıp o “güzel gözlerinden” yaşlar dökülerek  ben de seninle aynı duygulardayım diyecek.

Fakat vaktimiz var daha bunun için. En azından bi 10-15 sene ;)

Günün sonu:

O, mavi bir deniz gibi benim için, hem de masmavi ;)

Adam Olacak Cocuk (mu?)

0

Geçenlerde canlı müzik olan bir yerdeydim.

Kimi insanlar yemekleriyle ilgileniyorlar, kimileri muhabbet ediyorlardı.

Ancak müzik hareketlenince insanlar deli gibi dans etmek için pisti hınca hınç dolduruyorlardı.

O anda gözüme bi ufaklık çarptı.

O kalabalığın arasında tam bir saat boyunca, muhtemelen 9-10 yaşında olduğunu tahmin ettiğim bir ufaklık gelip sahnenin önünde dikildi.

Tek yaptığı, olup biten her şeyi göz ardı edip, sahnenin dibinde dikilip orkestranın yaptığı her hareketi ezberlercesine izlemekti.

Tutkulu bir şekilde, hipnotize olmuşçasına ve tam bir saat boyunca orkestrayı izledi.

Bu çocuğun gelecekte neyle hayatını kazanacağını, geleceğinde müziğin ne kadar yer alacağını bilmeyi çok istedim o anda.

Çektim bir fotosunu.

Belki yakın zamanda Google insanların yüzlerine göre aramayı yaygınlaştırır da bu veled kendini bu blogda bulur.

Bulunca da bana sorar, hocam sen ne ayaksın da benim fotomu kullanıyorsun diye.

İşte o zaman ben de O’na sorarım senin hayatında müzik nerede diye?:)

Hadi google yap bi güzellik.

Ne Onunla Nede Onsuz!

1

-Aaaaa!

-Hay Allah!

-Ulan tamda zamanında ha!

Yukarıdaki söylemleri ve türevlerini istisnasız her evde duymuşsunuzdur. Sadece duymakla kalmamış benzer nidaları sizler de dudaklarınızdan dökümüşsünüzdür.

Devir olmuş yirminci yüz yılın sonu, yirmi birinci yüz yılın başı, hala elektrik gidiyor!

TV izliyorsun, yemek yapıyorsun, kitap okuyorsun, saçını kurutuyorsun, ütü yapıyorsun, oyun oynuyorsun,… “Çat” bir anda elektrik kesildi. Karanlığa büründüğün o an nasıl bir hayal kırıklığı, sinir katsayısı yükselmesi, şaşkınlık anıdır değil mi?

Üç, beş saniye sinirlenirsin sonra mum, kandil, ışıldak, lüküs gibi ışık kaynaklarını arar, bulur ve  ortamı aydınlatırsın.

Ya peki sonra?

Elektriğin kesildiği anı hatırla… O anı düşün… Bir anda merkezinde sen olmak üzere çok büyük bir hızla etraftaki bütün sesler yok olur… Hemen arkasından söylenen insanların sesleri de kısa bir süre sonra biter ve ortam bir anda dinginleşir.

Titreyen mum ışığıyla birlikte oda da loş bir ortam olur. Evin diğer odalarındaki muhteremler de gelir ve loş odada buluşulur.  Ailenle, dostlarınla, sevdiğinle hiç planda yokken baş başa kalırsın… Tek başına isen kendinle yalnız kalma şansın olur bu sefer… İçine dönersin…

En güzel muhabbetler, en güzel sohbetler bu zamanlarda olur. Eski hikayeler, kimisi defalarca anlatılmış ve/veya dinlenilmiş anılar yine, yeniden, kimi zaman ufak ince ayarlarla anlatılır, dinlenilir…

Mevsimine göre kestanesi, meyvesi yenmeye başlanır, hemen çayı demler anne muhabbete ayrı bir tat katabilmek için.

Modernizimin etkisinden kurtulup eski çağa sığınır insanlar, çok daha falza insani şekilde hem de.

Aylardan hangi ay olursa olsun elektrik kesintisinde yanan mum odayı ayrı bir ısıtır, insanların içlerini ayrı.

Sonra bir anda gözlerin kamaşır, TVden ses gelmeye başlar, her bir ağızdan sevinç belirtilerini gösteren sözler dökülür.

Rüya bitmiştir. Gerçek dünyaya dönmüşüzdür.

Aslında o rüyalar, uyandığımız rüyalardır. Işığı muhabbet olan rüyalar.

Işığınız eksik olmasın :)

Günün Sonu:

Siz yine de ailenize yüzünüzü dönmek için elektriğin gitmesini beklemeyin. Ha illa mum ışığı lazım derseniz basıverin elektrik düğmesine, kapatın TV’yi, yakın mumu! :)

Kendime not: Bu yurt dışında yazdığım ilk blog yazım. : )

Kazanan Olmak!

0

Son Avrupa Şampiyonu takımın kalecisi,

Dünya Kupası’nın en büyük favorilerinden birinin kaptanı,

17 yaşında Şampiyonlar Ligi’nde kale koruma başarısına sahip,

Dünya’nın en büyük kulüplerinden biri olan Real Madrid’in yıllardır birinci kalecisi,

Dünya üzerinde almadığı tek kupa Dünya Kupası neredeyse…

2010 Dünya Kupası’nda İspanya ilk maça çıkar ve sürpriz bir şekilde ilk maçı kaybeder Boğalar.

Bu büyük kaybın iki sorumlusu vardır. Kaleci Casillas ve maç öncesi, anı ve sonrasında dikkatini dağıttığı iddia edilen sevgilisi.

Tüm dünya basını Casillas hakkında atar tutar, yüklenir, suçlar, dalga geçer vs…

Aradan geçen 25 günde Casillas 6 maça daha çıkar ve tek gol yer.
İspanya, tarihinde ilk defa Dünya Şampiyonu olur ve o Dünya Kupası’na ilk defa bir İspanyol sporcu dokunma hakkına erişir.

Video için tıklayın!

Casillas kupayı kaldırır, ilk röportajını sevgilisine verir ve karşılığında ateşli bir öpücük alır.

Bu duruma ise tüm dünya hem şaşkınlık hem de gülerek bakar.

Kaybederken yerin dibine sokulan Casillas kazanınca her şeyi yapmaya hak kazanan duruma geçer.

Yargılayan, suçlayan, aşağılayan kişiler bile alkışlarlar bu görüntüleri.

Demek ki neymiş? Kazanan konumdaysanız size her şey mubahtır.

Tek bir sorum var. Diyelim ki İspanya o finali son anda kaybetseydi ve bırakın öpücük vermeyi kızımız sadece röportajdan sonra Casillas’ın sırtını sıvazlasaydı.

Sizce ne fırtınalar kopartılırdı?

Günün Sonu:

Sen kazanan olmaya bak, gerisi teferruat.

Page 5 of 12« First...34567...10...Last »

Son Yorumlar

fikiriscisi@facebook