Feedback

Istanbul’u Geziyorum Gozlerim Apacik :)

2

Bu yaz İstanbul’u bir turist edasıyla gezmeye karar verdim.

Elimde detaylı bir İstanbul kitabı, sırtımda bir çanta, boynumda fotograf makinem…

Dünya’nın en kadim ve eşsiz şehirlerinden birinde, bir cümbüşü andıran, 3 büyük dinin temsilcilerine ev sahipliği yapan, iki kıta üzerine kurulmuş bir şehirde yaşıyoruz.

Ve hakkında çok ama çok az şey biliyoruz.

İlk olarak tarihi yarım adayla başlayıp daha sonra Galata ve Pera’yı sıradan çıkarmayı planlıyorum.

Haftasonları ve hafta içi 17!den sonra kimi zaman sevdiklerimle kimi zaman tek başıma turlayacağım İstanbul’u gözlerim apaçık haldeyken.

Var mı mekan, destinasyon, kaynak, vs. tavsiyesi olan???? 

Her türlü fikre açığım. :)

Günün Sonu:

Sokağını, mahallesini, semtini ilçesini, şehrini tanımazken dünyayı dolaşan bizden değildir:)

Gün sonum sadece latifedir;)

Toplu Tasimada Inovasyon

6

Bir taşıma aracı satışı esnasında ya da tanıtım çalışmalarında sıralanan birçok özellik vardır. Bu özelliklerden ikisi 0′dan 100 KM’ye ulaşma süresi ve şehir içi, şehir dışı ayrımı verilerek yakıt tüketimidir.

0-100 KM’nin belirtilme sebeplerinden biri ivmelenmenin bir taşıt için önem teşkil etmesidir. Bu sürenin kısa olması aracın yüksek ivme ile hız kazanabilecek motor gücüne sahip olduğunu gösterir.

Peki neden önemlidir 0-100 KM süresi?

Çünkü, duran bir aracı hareket ettirmeye başlamak, ivme kazandırmak aracın karşılaşabileceği en zor işlemlerin başında gelir.

Diğer tarafta yer alan yakıt tüketimi konusunda ise şehir içi tüketimin şehir dışından çok daha fazla olduğu gözlemlenir. Şehir içi trafiğinde karşılaşılan “DUR-KALK”lar aracın çok daha fazla yakıt sarf etmesinin ana sebebidir.

Görüldüğü üzere araç en çok yakıtı eylemsizlikten kurtulup hareket etmeye başladığı anda harcamaktadır. Yakıtın yanında harcanan bir başka kaynak ise zamandır.

Sonuç olarak, örneklendirmek gerekirse 50 KM’yi şehir içinde şehir dışına oranla çok daha fazla zaman ve yakıt harcayarak kat edersiniz.

Bunun ana sebebi ise durmakta olan bir aracı hareket ettirmek ve/veya çok fazla kere ivme kazandırmaya çalışmaktır.

Bu durum toplu taşıma araçları için de birebir aynı şekilde geçerli elbette.

Hal böyleyken ring seferi yapan bir toplu taşıma aracının yolcularını hiç durmadan araca alıp araçtan indirebilmesi hem zaman hem de yakıt harcama miktarlarını yüksek oranda aşağıya çeker mi çekmez mi?

Bana sorarsanız aşağılara çeker. En azından basit mantıkla bu şekilde olması kaçınılmaz.

Konuyu Çin’li bir mucit ele almış ve aşağıdaki videoda görebileceğiniz konsepti oluşturmuş. (Video Çince seslendirilmiştir.)

İnovatif Çin’linin adı Chen Jianjun.

Kamu ya da özel sektör tarafından itibar görür mü bilinmez ama fikir ve tasarım açısından yenilikçi bir çözüm önerisi olduğu yadsınamaz.


Günün Sonu:

Toplu taşıma için varolan yolun ortasına “mutant” araçlar entegre etmek çözüm değildir. Bkz: Metrobüs!

Buyrun Cenaze Namazina :)

3

Muhterem Lost Island Cemaati,


Adamızın birbirinden renkli, heyecanlı, güzel, yakışıklı, kilolu, cengaver, mistik, vs… kahramanları “göz açıp kapayana kadar” Jacob’un rahmetine kavuşmuşlardır.


Cenazeleri Oceanic 816 uçuşuna muteakip Hedge aile kabrisatanına defnedilecektir.


Cenaze töreninde ünlü vaiz Mr.Eko sırasıyla 4, 8, 15, 16, 23, 42 ayetten oluşan Kayıp Ada Kutsal Duasını okuyacaktır.


Dost ve Akrabalarına Duyrulur.

Her Yerde Baris

0

“Yurtta sulh, cihanda sulh”

Bu cümle, Ulu Önder tarafından 1931 yılında sarf edilmiştir.

Birçok kere çok farklı mecralarda, kaynaklarda görüp, işittiğimiz cümle aynı zamanda söylendiği tarihten itibaren anayasamızda yer alan ülkemizin dış politika düsturudur.

Benim dikkat çekmek istediğim nokta ise cümleyi sarf eden kişinin çocuk yaştan itibaren asker olarak yetiştirilip, ömrünün büyük birçatışma bölümünü cephelerde, savaşlarda harcamış olmasıdır.

Diğer bir deyişle, bu sözleri üstüne basa basa söyleyen zihin savaşların, çatışmaların, ters düşmelerin tüm zorluklarını ve olumsuz yanlarını yıllarca tecrübe etmiş bir zihindir.

İnsanlık tarihi boyunca adı geçen dahilerin ağızlarından dökülen sözlerin belki de en büyük faydası, sadece söylendikleri alanlarda değil çok yüksek oranda hayatın geri kalan alanlarına da uygulanabilir olmalarıdır.

Atatürk’ün ülke yönetimi için ortaya koyduğu bu düsturu da iş hayatımızda, evimizde, sporda, sosyal ilişkilerimizde ve buna benzer birçok alanda bakış açımıza yön verecek bir girdi olarak kullanmamız yararımıza olacaktır.

çatışma2Durumu netleştirmek adına örnek vermek gerekirse; komşuları ile durmaksızın kavga eden bir aile reisini, rakip takım oyuncuları, hakem ve tribünleri ile her fırsatta dalaşan bir sporcuyu, iş hayatında temasta olduğu her noktada gerginlik oluşturan, çakışan bir çalışanı/yöneticiyi ne kendi ailesi ne ekip arkadaşları ne de çevresindeki kimseler tasvip etmezler.

Nemasını tartışmalardan, gerginliklerden, çatışmalardan, çakışmalardan çıkaran ve/veya çıkarmaya çalışan kimseler kısa vadede “kazanan” taraf olarak görünseler de, orta, uzun vadede ve genel toplamda kaybedenler olacaklardır.

Zira, gerginliğin olduğu bir ortamda istisnalar dışında hiçbir organizma ve mekanizma kendisini stabil, huzurlu, mutlu hissetmeyecektir. Durumun değişmesi ve şartların normale dönmesi için ortamın atmosferini dengelemeye çalışacaklardır.

Özellikle iş dünyasında ve profesyonel yaşamda dengeleri gözeterek çok çok zaruri olmadığı sürece çatışmalardan kaçınılmalıdır.

Günün Sonu:

Keskin sirke küpüne zarar!

Taksim Cumhuriyet Aniti

5

Taksim Cumhuriyet Anıtı“Türkiye’nin en meşhur meydanı hangi meydandır?”, diye sorulsa çok yüksek oranla tek isim telafuz edilir olsa gerek.

Taksim Meydanı!

Kimin ne derdi varsa bu meydana koşar, bir nevi ziyaret, türbe, adak makamı vs, gibi bir yer aslında.

İşçi bayramı olur Taksim, yılbaşı olur Taksim, milli maç olur Taksim, resmi bayramlar olur Taksim, protesto, anma, kutlama, seneyi devriye, ne olursa olsun adres her zaman aynıdır: “Taksim Meydanı”

Ben de yaklaşık 3.5 senedir hafta içi her gün Taksim Meydanı’na selam vererek gidiyorum işime.

Geçenlerde bir öğlen arası meydana kadar yürüdüğümde fark ettim ki Taksim Cumhuriyet Anıtı’nın etrafı düzenlenmiş, anıt restore edilmiş, aydınlatmalar modernize edilmiş. Anıtın yüzü gözü açılmış.

Bir anda Türkiye’nin en meşhur meydanının orta yerinde bu meydan ve anıt hakkında ne kadar az şey bildiğim gerçeği ile yüz yüze kaldım. Ne zaman yapılmış, kim yapmış, nerede, ne kadara, ne amaçla yapılmış gibi sorular döndü durdu aklımda.

İşlerimi hallettikten sonra Starbucks’tan Mochamı alıp, iPhoneum ve Turkcell 3G hızlı bağlantım ile (Okuyucuyu sinir etmek ve TV’lere gönderme yapmak için yazıma reklam aldım :) ) merakımı gidermek için başladım oturduğum yerde araştırmaya.

Google’da birkaç kelime arattıktan sonra Nebil Özgentürk’ten Çetin Altan’a, Haşmet Babaoğlun’dan Sunay Akın’a bir çok önemli şahsiyetin daha önce bu konuda yazılar yazdığını öğrendim.  İçlerinde gerçekten ilginç olan noktalar vardı. Örneğin anıtın İstiklal Caddesi’ne bakan yüzünde rütbeli iki Rus askerin tasvirlerinin olduğunu öğrenince çok şaşırdım. General Frunze ve Mareşal Voroşilov.Taksim Cumhuriyet Anıtı

Bu iki askerin tavsiyeleri, Kurtuluş Savaşı’nda Rusların yaptığı yardıma karşılık bir teşekkür olarak Atatürk’ün emri ile Cumhuriyet Atınında yerlerini almışlar. Tabi, dönemin şartları ve konjonktürel yapısını da göz ardı etmemek lazım.

Bu önemli konunun yanında araştırmalarım sonucunda Taksim Cumhuriyet Anıtı hakkında karşıma çıkan diğer kayda değer bilgiler ise şu şekilde:

  • Anıtın heykeltıraşı,  İtalyan Pietro Canonica’dır.
  • Anıtın çevre düzeni mimar Guilio Mongeri tarafından yapılmıştır.
  • Yapımı 2.5 sene süren anıt 8 Ağustos 1928’de açılmıştır.
  • Ağırlığı 84 ton olan Taksim Cumhuriyet Anıtı, Roma’dan İstanbul’a gemi ile getirilmiştir.
  • Yüksekliği 11 metre olan anıtta pembe Trentino ve yeşil Suza bölgesi mermerleri kullanılmıştır.
  • Anıtın yapımında mali kaynak olarak halk bağışı kullanılmıştır.
  • Anıtın bir yüzü Kurtuluş Savaşı’nı, diğer yüzü ise Cumhuriyet Türkiye’sini simgeler.
  • Kurtuluş Savaşı cephesinde Atatürk, Türk askerlerinin önünde görülmektedir.
  • Cumhuriyet Türkiyesi cephesinde ise Atatürk, İsmet İnönü, Fevzi Çakmak Türk halkı ile birlikte genç Cumhuriyet’i betimlemek için bir arada görünmektedirler. (General Frunze ve Mareşal Voroşilov’un da heykelleri bu cephede yer almaktadır.)
  • Anıtın yan yüzlerinde birer asker bulunmaktadır.
  • Ayrıca, anıtın yan yüzlerinde mermer yalaklar yer almaktadır.  (Su öğesi daha sonra kullanılmamıştır.)

Bu bilgileri edindikten sonra, burnumun dibinde olan anıta yeniden gidip bilgileri doğrulayan fotograflar çektim.

Aşağıdaki albümde anıtın restorasyon sonrası son halini ve yukarıdaki bilgileri doğrular resimleri görebilirsiniz.

Gün Sonu:

İnsanoğlu yaşadığı mahalleyi, semti, şehri, ülkeyi, dünyayı tanımalı, öğrenmeli.

Not: 1 Mayıs İşçi Bayramı’nda kötü amaçla kullanılmaması için restorasyon sonrası anıtın çevre düzenlemesinde kullanılan çakıl taşları kutlamalardan bir gün önce yetkililerce kaldırılmıştır.

Not2: Üniversite maceralarımızın ilk yılında yakın arkadaşlarım, hatta kardeşlerim, Barış ve Kemal ile Cumhuriyet Anıtı önünde fotograf çektirmiştik. Bu yazıyla birlikte hem eski günleri yad etmek hem de güzel insanlara selam göndermek istedim :)

Barış, Ayhan, Kemal | 2003

Barış, Ayhan, Kemal | 2003

2050′ye kadar.

9

2009 yılı içerisinde katıldığım Futurizm Okulu’ndan bu yana geleceği çok daha fazla düşünür oldum.
Geçenlerde oturup etraflıca düşünmeye, hayal etmeye, kurgulamaya vaktim oldu. Tabi, bu hayallerimi şekillendirebilecek kimi araştırmalar da yapmıştım.

Bu sayede oturdum ve 2050’ye kadar 10 ar yıllık arayla hayatımızda nelerin olabilip nelerin olamayacağını listelemeye çalıştım.

Tabi ki bunların hepsi tahmin ve birçoğu hayal. Ancak sizlerle paylaşmak istedim. Sizler de kendi fikirlerinizi, hayallerinizi, düşüncelerinizi paylaşırsanız pek güzel olur.

Bakalım ne kadar uçabilmişim. :)

2050’ye kadar hayatımızda neler artık yer almayacak:

2010-2020

  1. Kaybolmak
  2. Kiralık DVD, VCD dükkanları
  3. Faks Makinesi
  4. Telefon Rehberleri
  5. BlackBerryler
  6. Yazı tabanlı arama motorları
  7. 1. Dünya Savaşı gazileri
  8. Kasaplar

2020-2030

  1. Kütüphaneler
  2. Nakit para
  3. Web 3.0
  4. Masaüstü bilgisayarlar
  5. Paris Hilton
  6. Radyolar
  7. Ticaret Birlikleri
  8. Ücretsiz yollar
  9. 20 yaş dişi
  10. Ev – Araba anahtarları
  11. Fiziksel gazete

2030-2040

  1. Kanser
  2. Star Wars hayranları
  3. Microsoft
  4. Petrol
  5. Petrole bağımlı araçlar
  6. Avrupa Birliği
  7. Cüzdan
  8. Ulusal para birimleri
  9. Sınırlar
  10. Doğal doğum

2040-2050

  1. Körlük ve sağırlık
  2. Aids
  3. Google
  4. 2. Dünya savaşı gazileri

2050’ye kadar hayatımıza neler girecek?

2010-2020

  1. Giyilebilir bilgisayarlar
  2. E-gazete
  3. Yüz tanıma özelliği olan kapılar
  4. Yapay organlar
  5. Kullan-At cep telefonları
  6. Rüya yöneten uyku makineleri

2020-2030

  1. Kendi kendine gidebilen arabalar
  2. Güneş enerjili ulaşım araçları
  3. Bakıcı robotlar
  4. Robot askerler
  5. Sanal okullar ve mezunları
  6. Hidrojen istasyonları
  7. Outosurce hapishaneler
  8. Sentetik bakteriler
  9. Sanal gerçeklik pencereleri
  10. Batarya sorunu olmayan mobil cihazlar

2030-2040

  1. Uzay üretim tesisleri
  2. Kendini tamir edebilen materyaller
  3. Görünmezlik
  4. Sanal tatiller
  5. Bireysel atık kredileri
  6. 3D Faks
  7. Sanal gerçeklik hapları
  8. Dünya para birimi
  9. Biometrik kimlikler
  10. Suretler
  11. Nano ilaçlar
  12. Ortalama 120 yıl yaşam

2040-2050

  1. Beyin nakli
  2. Küresel vatandaşlık
  3. İnsan beyninin yedeklenebilmesi
  4. Küresel oy kullanma hakkı ve küresel vergi
  5. Web X.0
  6. Yasal insan klonlama

Günün Sonu:

Normal bir günün sonunu mu tahmin etmek zordur yoksa 10 yıl sonrayı mı?

Sonuc Herseydir.

2

Sakıp SabancıLisans eğitiminde bir hocamız, dersin birinde rahmetl Sakıp Sabancı hakkında şöyle bir aktarımda bulunmuştu:

Sakıp Ağa, kendisine sunulan yeni projelerin, atılımların, girişimlerin önce detaylarını dinler
hemen ardından şu önemli soruyu çalışanlarına sorardı:

“Günün sonunda ne yutacağız?”

Soru;

Gayet kısa ve net.

Anlaşılabilir ve cevaplanması zorunlu.sonuc

Kritik ve başarı kriteri.

Özet ama cevaplanması en zor.

İşaret ettiği zaman dilimi çok önemli: Günün Sonu.

Bana lagaluga yapma arkadaşım, ben, iş bitiminde nasıl bir kazanç elde edeceğim? Bana bunu söyle.

Güncel jargonla sonuç odaklı.

İşte iş dünyasındaki temel bakış açısı da tam bu şekilde. Sonuca odaklanmış durumda.

İş dünyasında da aynen futbolda olduğu gibi kimse iyi oynayana üç puan vermiyor ya da okuldaki gibi gidiş yolundan not alamıyorsunuz.

Sizi değerlendiren kişilere,

- ya ama ben bunu bunu çok iyi yaptım yine de proje battı,sonuc2
- ya ama satışlar çok iyi gidiyordu lakin krizi hesaba katmadık,
- ya ama nakit pozisyonumuz çok kuvetliydi fakat doviz kurları çok ani dalgalandı,
….. ya ama… deme gibi bir lüksünüz yok.

Zamanı dolduğunda hedeflenen, arzulanan, belirlenen noktaya ulaşamadıysanız “ya ama” sizi kurtarmaz.

Yutacağını iyi hesaplaman ve hesabını tutturmandır önemli olan. Sonuç sonuçtur, arta kalan ise teferruat.

Günün  sonu:

Gün sonları önemlidir :)

Mahkum Kitaplar

2

DENIZLER-ALTINDA-20000-FERSAH-JULES-VERNE__21043681_0Denizler Altında 20000 Fersah. Jules Verne tarafından yazıldıktan yaklaşık 125 yıl sonra Şanlıurfa’da evimizin üst katındaki bir cam kenarında bu kitabın son sayfasını okumuştum. Hayatımda bitirdiğim ilk kitaptı ve 20000. fersahla birlikte kanıma kitap sevgisi denen zehir işlenmişti.

O günden bugüne sayısız kitap satın almış, sayısız kitap okumuşumdur.

Okumaya ve kitaba karşı gerçekten bağımlılığım var. Gün içinde fırsat bulamasam da geceleri uykuya dalmadan en azından 5-10 sayfa kitap okurum.

Yazının devamında ben kitaplara şöyle aşığım, kitapların faydası böyle eşsizdir, yok efendim kitaplar en büyük dostlarımızdır gibi klişelerden bahsetmeyi düşünmüyorum.

Değinmek istediğim konu ölüme terk edilen kitaplar. Yazılma, üretilme amacından uzaklaştırılmış, diğer arkadaşlarıyla birlikte hapsedilmiş, çaresiz, ümitsiz kitaplardan bahsetmek istiyorum.

Kitap hapishanelerini gündeme getirmek istiyorum ve gardiyanlarını…

Nice nice koliler bilirim ben ve nice nice kitaplıklar, kütüphaneler vardır evlerde, ofislerde, kitap hapishanesi olarak hizmet ederler.93033935

Yıllar yıllar önce alınmış, okunmuş –belki de okunmamış- ve bir daha yüzüne bakılmamak üzere ya kutularda ya da kitaplıklardaki raflarda terk edilmiş kitaplardan söz ediyorum aslında.

Muhtemelen senede bir defa eve gelen hizmetçi alır raftan ve üzerindeki tozları elindeki toz beziyle uçuşturur dört bir yana… Siz hiç duydunuz mu o temizlikçi kitabı raftan aldığında kitabın sayfaları arasında esen heyecan rüzgarını? Peki sayfaları açılmadan tekrar rafına konan o kitabın hayal kırıklığını hissettiniz mi hiç?

Kitaplar okunmak ister a dostlar. Kapakları, sayfaları hoyratça da olsa açılsın isterler.

Bilgi, dünyada paylaşıldıkça artabilme özelliğine sahip nadir olgulardan biridir. Kitaplar ise yüz yıllardır bilginin kaynakları.  Vurmayın kelepçe, atmayın zindanlara bu kitapları.

Eğer bir daha okumaya niyetli değilseniz verin bir dostunuza, bağışlayın, hediye edin. Hiç olmadı satın bir sahafa… Yok pahasına da olsa çıkarın elinizden ki başkaları da sebeplensin, bilgilensin, zamanını faydalı geçirsin…

86166304Elinizde kalması gereken kitaplar yok mu? Elbette var. Hani başucu kitabı denen cinsten olan kitaplar. Kendi adıma örnek vereyim, Machiavelli’nin Prensi, Mesnevi, Savaş Sanatı, vs.. gibi kitaplar her an sil baştan okuduğum, okuyacağım kitaplardır. İçinde bulunduğum şartlara göre rastgele bir sayfasını bile açıp defalarca okumamın bana farklı anlamlar ifade edeceği kesindir.
Bu gibi kitaplarınız kılavuz olarak kalsın başucunuzda. Eğer ki yine, yeniden okumayacaksanız, bir biblo edasıyla oturma odanı süslemesi niyetiyle o kitapları tutmayın elinizde.

İhtiyacı olan, ilgisini çekecek, zamanını geçirmesine yardımcı olacak birileri mutlaka vardır.

Ey kitap severler, sizden ricam odur ki kitaplarınızı bencilliğe kurban etmeyin. Bırakın dolaşıversinler başka ellerde, bırakın başka dimağlara da resimler oluştursunlar, bırakın başka insanlara da yol göstersinler.

Tutsak etmeyin kitapları, söndürmeyin zihinleri aydınlatan ışıklarını. Paylaşın kitaplarınızı.

Benim Bayramim

0

23_nisan23 Nisan sabahları güne çok daha güzel başlıyorum.

Çocukların bayramını kutluyorum demeyeceğim, çünkü bu bayramı ben kendi adıma kutluyorum.

Dünyada çocuklara armağan edilmiş bir tane daha ulusal egemenlik bayramı olduğunu sanmıyorum.

Kurduğu ülkenin geleceğini çocuklara armağan edecek kadar yüce olan o güzel insan ve arkadaşlarının ruhlarını şad etmek boynumuzun borcudur.

Yaşasın 23 Nisan.

Otomobillerde Inovasyon

0

Karl Friedrich Benz’in ürettiği ilk otomobilden bu yana 120 yıldan fazla zaman geçmiş. Geçen zaman boyunca otomobillerin o günlerden bu günlere her anlamda ne kadar fazla yol kat ettiklerini aşağıdaki iki resme bakarak anlayabilirsiniz.

benz

mercedes-benz12

Otomotiv sektörünün büyüyen hacmi,  gelişen teknolojiler, artan güvenlik ve konfor gereksinimleri bu alandaki gelişmeleri tetikleyen en önemli etkenler olarak sıralanabilirler belki de.

Yaşanılan gelişmelere örnek verebilmek adına günümüz otomobillerinin çoğunda standart olarak bulunan ve bundan 20 yıl önce hiç hesapta olmayan kimi özelliklere göz atabiliriz.

Örnek olarak:

  • Otomatik kararan aynalar,
  • Yağmur, far, park sensörleri,
  • Hava yastıkları,
  • ABS, ASR gibi sürüş destek birimleri,
  • Yol bilgisayarları,
  • Navigasyon özellikleri,
  • Hız sabitleyiciler

gibi donanımlar sanırım yaşanan ilerlemeyi biraz daha görünür kılabilirler.

Pekala, bundan 10 yıl sonraki araçları ve bu araçların biz sürücü ve yolculara sunacakları konusunda biraz kafa yoracak olursak sizce nasıl bir resim çıkar ortaya?

Ben bu konuyu iki ayrı başlıkla ele almak istiyorum.

  1. Araçlar
  2. Yollar ve yol sistemleri

Kamuoyuna yansıyan bilgileri inceleyip bir araya getirince görünen o ki önümüzdeki yıllarda araçlar sürücülere çok daha fazla  yardımcı olabilecek donanımlara sahip olacaklar.

  • Yayaları algılayarak olası bir çarpışmaya engel olabilecek otomatik fren sistemleri,
  • Yol ve hava şartlarına göre öndeki araçla takip mesafesini otomatik olarak koruyabilecek sistemler,
  • Kendi kendine park edebilme özelliği (VW bu sistemi seri üretimde kullanıyor),
  • Yolun seyrine göre otomatik manevra kabiliyeti,
  • Mobil cihazlarınızla iletişime geçebilecek donanımlar,
  • Yol ve çevre şartlarını algılayıp bu bilgileri merkezi bir sisteme ya da diğer araçlara aktarabilme özellikleriAugmented Reality Örneği

gibi kimi yenilikler önümüzdeki yıllarda araçlarımızda kullanımımıza sunulacak kimi standart özellikler olarak karışımıza çıkacaklar.

Beni en çok heyecanlandıran ve merakımı uyandıran özellik ise araçlara Augmented Reality becerisinin kazandırılması olacak.

Örnek olarak, gecenin bir yarısı şehirlerarası bir yolda (dolayısıyla büyük ihtimalle kırsalda) ve yağmur yağarken araç kullandığınızı farz edin. Görüşün çok kısıtlı olduğu bu anda yola aniden bir hayvan fırlasın, siz görüp fark ettiğinizde ayağınızı ancak gaz pedalından kaldırabildiniz ve o hayvana çarpmaktan kaçamadınız. Hem bir can kayboldu hem de maddi hasar oluştu.

Peki aracınızın kızılötesi, gece görüşü ve termal algılayıcılara, bu alıcılardan gelen bilgileri yüksek kapasiteyle işleyebilen bir işlemciye ve işlenen bilgileri ön cama yansıtılabilen bir donanıma sahip olmasını ister misiniz?

Yukarıdaki kazayı bir de bu donanımların eşliğinde hayal etmeye çalışın lütfen.

bits-GM-custom4Karayoluna doğru ilerleyen o hayvanın ön camda belirgin bir şekilde görünmesi fikri size nasıl geliyor ya da yine aydınlatmanın çok yetersiz olduğu bir yolda yol çizgilerinin daha belirgin şekilde ön camda belirginleşmesi.

Navigasyon sisteminin ve haritanın sürücünün görüşünü engellemeyecek şekilde ön cama yansıtılması.

Yukarıdaki örnekler şu andaki teknolojik imkânlarla çok yakın zamanda gerçekleşmesi olası uygulamalar.

Şu anda augmented realitynin araçlara entegrasyonu konusunda General Motors ciddi anlamda Ar&Ge çalışmalarında bulunuyor. Elle tutulur çıktılar almış durumdalar. Bir üstteki ve aşağıdaki resimler bu uygulamaların basit örnekleri.bits-GM2-blogSpan

Araçların yanı sıra öncelikle güvenlik ve konfor açısından yapılan diğer çalışmalar ise yol ve yol sistemleri üzerine.

Bu sistemler özellikle trafiğin tek merkezden kontrol edilmesi ve araçların bir kontrol merkezi komutası altında seyir etmeleri üzerine kurulu.

Merkezi kontrolün yanı sıra araçların kendi başlarına merkezden, çevredeki diğer araçlardan ve kendi sensörlerinden aldıkları bilgileri işleyerek karar verdikleri sistemler üzerinde de çalışmalar mevcut.

Yol sistemleri üzerine ise ayrıca bir yazıyı yakın zamanda yazmayı planlıyorum. (Daha önceden yazdığım Güneş Paneli Yollar isimli yazı bu konu için önemli bir girdi içeriyor.)

Sonuç itibari ile ülkemiz ve dünyada her gün binlerce kişinin hayatına mal olan trafik kazalarına engel olmak ve seyir konforunu daha üst seviyeye çıkarmak için otomobil üreticileri ciddi kaynak harcıyorlar. Zaten yapılması gereken de bu.

Günün sonu:

Augmented Reality’nin arabamın ön camında olacağı günü iple çekiyorum.

Page 9 of 20« First...7891011...20...Last »

Son Yorumlar

fikiriscisi@facebook