Feedback

“O” olabilmek

1

O’nun yerinde olabilmek.

Dünyayı nasıl algıladığını anlayabilmek, o anda neler hissediyorsa aynılarını hissetmek, aklından geçenleri kavrayabilmek…

Hayatımızda birçok kere bir başkasının ruh halinin nasıl olduğunu merak etmişizdir. Bu merakımızı ise sadece tahmin yolu ile giderebiliriz. 

Bir başkasının yerinde olma konusu hakkında çok fazla örnek geliyor aklıma bir çırpıda…

Misal; Dünya Kupası finalinde kupayı getiren golü atan futbolcunun yaşadığı heyecanı yaşayabilmek…

Ya da cephede savaşan askerin hissettiği dehşet ve hayatta kalmak için sahip olduğu o direnç ve motivasyonu kavrayabilmek.
Aynı askere bir sonraki adımında bedenine saplanan kurşunun hissettirdiği acı, korku, kızgınlık… Burnuna gelen yanık kokusu, ağzında hissettiği kan tadı. O anda aklından geçenler…

Erkek ve kadınların cinsel dürtülerini karşılıklı hissedebilmeleri. Mesela bir kadının erkek orgazmını anlayabilmesi… Ya da tam aksi, bir erkeğin kadının hissettiklerini tecrübe etmesi…

Paraşütle atlarken kişinin yaşadığı deneyimi kaçımız yaşayabiliriz kısa ömrümüzde?

Ya da bir uzay yürüyüşüne katılma ihtimalimiz ne kadar yüksek olabilir ki?

Yukarıda yer alan listede kimi tahminler yaptım farkındaysanız. Ne Dünya Kupasında gol attım ne de bir savaşta cephedeydim. Gözlemlerimin ışığında kendi tecrübelerimi harmanlayıp kelimelere dökmeye çalıştım.

Ancak gerçek hayatta bu hisleri, tecrübeleri yaşayan insanlar var.

Acaba diyorum bu kişilerin o anı tecrübe ettikleri zamanda oluşan tüm veriler toplanıp kayıt altına alınabilir mi? Ya da geçmişteki tecrübelerimiz yine bir yapı ile sınıflandırılıp toparlanabilir mi?
Tüm bu toplanan veriler dahilinde ortaya çıkan ortak duyuları başkalarının da hissedebilmesini sağlayabilir miyiz?

Aslında kurgu basit. Dünya üzerinde benzer anı yaşayan insanların o anda yaşadıkları kaydedilecek ve birleştirilecek ondan sonra bir şekilde bu yaşanmışlıklar başka insanlara aktarılacak.
Şu anda ki teknoloji ile belki bu aktarımın çok küçük bir kısmı yapılabiliyor olabilir ancak bu konuda daha gidilecek çok yol var.

Sinemalarda 3. Boyutu artık yaşayabiliyoruz.
Çalışmalar 4. Boyut için testlerin yapılmaya başladığını gösterir durumda. Artık sinemada artı bir boyut olarak “koku” faktörü de işin içine giriyor.
Yukarıda bahsettiğim aktarımların da işin içine dahil edilmesi söz konusu olursa sanırım beşinci, altıncı boyut devreye girer gibi görünüyor.

Bu aktarım yapılabilir mi ya da yapılması ne kadar sağlıklı ve etik olur diye birçok soru işareti de aynı anda aklımda beliriyor. Ancak sanırım bu sorulara cevap vermekten daha öte bu aktarımın nasıl yapılması gerektiği üzerine kafa yormak daha faydalı olabilir.

Günün Sonu:

Gün gelecek insanlar geçmişteki örneklerinden 3-4 kat fazla yaşanmışlık ile ömürlerini tamamlayacaklar.

Yeni rakiplerimiz: Cocuklar

0
Toplumumuzda ne kadar çok çocuk var değil mi?
10 yaş altını kastediyorum..
O kadar mutlu oluyorum ki onlarla birlikteyken tarifi gerçekten güç. Dünyayı kavrama becerileri ve sonuna kadar açık, yargıdan uzak dimağları beni çok ama çok heyecanlandırıyor.
Bazen onların sordukları soruları defalarca kendime sorup, farklı cevaplar vermeye çalışıyorum. Şüpheniz olmasın, en baba beyin fırtınası seanslarından daha zorlayıcı ve faydalı olabiliyor bu çalışma.

Geçenlerde yeğenimle bir animasyon izliyorduk. Bes dakika içinde tam 42 tane soru sordu… İnanabiliyor musunuz? 42 soru!!

Her soruya, bir cevap vermeye çalışıyordum. Ama ben cevabi düşünürken, diger taraftan soru bombardımanı devam ediyor, verdiğim cevaplar ise hiç ummadığım bir noktadan tutulup, basmakalıp düşüncelerimin hesaba dahi katamayacağı yönlerde yorumlanarak; bir başka formda, bana yeni bir soru olarak gönderiliyordu.

Anne, baba olmak kolay değil. : )
Yeni dünya çocuklarının (2000 sonrası doğumlardan bahsediyorum) dünyasında, bir önceki nesile göre çok fazla dış uyarıcı var. Bu yeni dünya çocukları aynı anda birden fazla uyarıcıyı alıp, hepsine farklı tepkiler verme konusunda bizlerden çok ilerdeler.
Yaklaşık 20 yıldır bilgisayarla haşır neşirim.
Ancak 8-10 yaşındaki çocukların PS, internet, oyun dünyası gibi konularda benden çok daha donanımlı oldukları bazi noktaları gözlemleyebiliyorum.
‘Çocuk, senin yaşının 2 katı bilgisayar kullanmışlığım var, sen hangi ara okumayı öğrendin de bana posta koyuyorsun?’
Bal gibi de koyuyor arkadaşım!
Hani bir araştırma vardır; beynimizin yüzde bilmem kaçını kullanıyoruz diye. Doğrudur, mutlaka çok azını kullanıyoruzdur. Ancak, yeni nesiller bu yüzdeyi çok ciddi bir ivmeyle yukarı çekecekler. Buna inancım çok yüksek.
Seviniyorum demiştim yazımın başında.
Yazının sonlarına doğru korkmaya başlıyorum.
Bundan 10 sene sonra 2000 doğumlu bebeler, iş dünyasında benim rakibim olacak belki de..
Benden çok daha ileri bir algı kapasitesi ile beraber, birçok görevi (multi-task) aynı anda kotarabilecek bir şekilde hem de.
Evet, tecrübe farkı olacak haklısınız.
Ancak, şartlar 10 sene içerisinde tecrübe faktörünün ağırlığını ne yönde değiştirecek kestirmesi güç.
Yeni nesile rakip olabilmek için, yenilenmeliyiz.
Çünkü “Faydalı Ömrümüz” git gide kısalacak.
Günün Sonu:

Yenilenmek için yine çocukları kullanabileceğimiz fırsatlar yaratsak nasıl olur acaba?

Son Yorumlar

fikiriscisi@facebook